Domuz Gribi Aşısı
Astım Nedir ?
Saman Nezlesi

Mustafa Bakır

mustafa.jpg1997-1999 yılları arasında Chicago Üniversitesi'nde Çocuk İnfeksiyon Hastalıkları yan dal ihtisası yaptı. Aynı dönemde İnfeksiyon Kontrol ve Hastane İnfeksiyonları alanında araştırmalar yaptı, temel ve ileri epidemioloji  ve istatistik dersleri aldı.
 
2000 Yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı'nı kurdu.Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda öğretim üyesi olup Çocuk İnfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürütmektedir.

 

Dr. Mustafa Bakır - Alerjik Astım Profesörü - Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Eller Nasıl Yıkanmalı

TARİHÇE

Ellerin su ve sabun ile yıkanması bireysel temizliğin ana temelini oluşturur. Tıp tarihinde ise ellerin antiseptik solüsyonlar ile temizleme fikri ilk kez 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. 1822 yılında fransız eczacı ellerin klor içeren solüsyonlar ile yıkandığında ellerdeki pis kokuların yok olduğunu ve bu solüsyonların dezenfektan ve antiseptik olarak kullanılabileceği ileri sürmüş ve doktorların ve hastalar ile ilgilenen diğer sağlık personelinin ellerini bu solüsyonlar ile nemlendirmelerinin yararlı olacağını belirtmiştir. 1846 yılında Ignaz Semmelweis Viyana Genel Hastanesinin 1. kliniğinde tıp öğrencileri veya doktorlar tarafından doğumları yaptırılan anne bebeklerinin mortalite oranlarının aynı hastanenin ikinci kliniğinde ebeler tarafından doğumları yaptırılan anne bebeklerindeki mortalite oranından daha yüksek olduğunu gözlemiştir. Ayrıca otopsi odasından direk olarak doğum odasına giden doktorların ellerinde ellerin sabun ve suyla yıkanmasına rağmen kötü bir koku olduğunu ve annelerde doğum sonrasında görülen puerperal ateşin tıp öğrencileri ve doktorların ellerinden bulaştığını düşündüğü kadavra parçacıklarından kaynaklandığını ileri sürmüştür. Yine Semmelweis mayıs 1847 yılında ilk defa klorlu solüsyonları 1. klinikte hastalara temas öncesinde doktorların ellerini temizlemeleri için kullanmaya başlamış, %7.82 olan mortalite oranı ilk 5 ayda %3.04’e takip eden aylarda ise %1.28’e kadar gerilediğini göstermiştir. Semmelweis yapmış olduğu bu çalışma  ağır derecede kontamine olmuş ellerin antiseptik solüsyonlar ile yıkanmasının kalıp sabun ile yıkanmasından daha etkin olduğunu gösteren ilk gözlemdir. 1843 yılında Oliver Wendell Holmes puerperal ateşin sağlık personelinin ellerinden yayıldığını ve kontrol önlemlerini tarif etmesine rağmen o tarihlerde doğum pratiğinde ciddiye alınmamıştır. Fakat daha sonralarında gerek Semmelweis gerekse Holmess’in bulgularının eşiğinde el yıkama patojenlerin yayılmasının önlenmesinde en etkili yöntem olarak kabul edilmeye başlamıştır. Bunun yanında ise 1889 yılında W.S. Halsted cerrahide ilk kez kauçuk eldivenleri kullanmaya başlamıştır. 1961 yılında ise Amerikan Halk Sağlığı Servisi el yıkama tekniğini doktorlara hazırlamış olduğu bir filimle anlatmaya çalışmıştır. Bu filimde sağlık personeli ellerini hastalara dokunmadan önce ve sonra 1-2 dakika süre ile su ve kalıp sabun ile yıkanması önerilmiştir. O tarihte ellerin antiseptik solüsyonlar ile yıkanmasının el yıkamaya göre daha az etkin olduğu düşünülmekteydi ve sadece acil durumlar halinde önerilmekteydi.  1975 ve 1985 yıllarında Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) el yıkama ile ilgili yazılı kılavuzları yayınlamıştır. Bu kılavuzlarda hastalara dokunmadan önce ellerin kalıp sabunlar ile yıkanmasını, invaziv işlem yapılacak ise veya yüksek riskli hastalara dokunmadan önce ve sonra ellerin anti-mikrobiyal sabunlar ile yıkanmasını önermiştir. Susuz antiseptik solüsyonların ise lavaboların olmadığı durumlarda kullanılmasını önermiştir. 1988 ve 1995 yıllarında Amerikan Enfeksiyon Kontrol Birliği (APIC) el yıkama ve el antisepsisi kılavuzlarını yayınlamıştır. En son olarak 2002 yılında CDC tarafından sağlık sektöründe el hijeni kılavuzu yayınlanmıştır.

Devamını oku: Eller Nasıl Yıkanmalı

 

Aşı Çeşitleri ve Yan Etkileri

Aşılar “canlı zayıflatılmış” ve “cansız” olmak üzere iki temel grupta incelenir. Canlı aşılar hastalık etkeni olan “vahşi” mikroorganizmanın laboratuarda değişikliğe uğratılması yoluyla oluşturulur. Aşı doğal hastalığa ne kadar benzerse o aşıya karşı bağışıklık yanıtı o kadar iyi olur. Zayıflatılmış bakteri veya virüs çoğalma ve bağışıklık oluşturma yeteneğine sahiptir, ancak genellikle hastalığa yol açmaz. Cansız aşılar virüs veya bakterinin tamamından (tüm hücre aşılar) veya parçalarından (fraksiyonel aşılar) oluşur. Protein tabanlı fraksiyonel aşılar, zararlı etkisi yok edilmiş  bakteri toksini (toksoid) veya mikroorganizmanın parçacıklarından oluşur. Bazı aşılar saf bakteri hücre duvarı maddesi (polisakkarit) içerir. Birleşik polisakkarid aşılarda hücre duvarı polisakkaridi proteinlerle kimyasal olarak birleştirilir. Bu birleşme polisakkaridi daha güçlü bir aşı haline getirir (Tablo 1).

Devamını oku: Aşı Çeşitleri ve Yan Etkileri

 

Kış Enfeksiyonlarından Korunma

Sonbahar ve kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonları salgınlar yapar. “Soğuk algınlığı” ve “grip” bunların arasında en sık rastlananlarıdır. Soğuk algınlığı, soğuk mevsimlerde insandan insana solunu ve temas yoluyla bulaşan rinovirüs, parainfluenza, RSV, adenovirüs gibi birçok virüsün oluşturduğu, nezle, aksırık, öksürük, boğaz ağrısı, gözlerde sulanma, hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtilerle yol açan solunum yolu hastalığıdır. Grip ise “influenza” adı verilen ve yine soğuk mevsimlerde salgınlara neden olan, soğuk algınlığı belirtilerine ek olarak şiddetli baş ağrısı, yüksek ateş, eklem ve kas ağrıları, şiddetli halsizlik gibi belirtilerle seyreden daha ağır bir solunum yolu enfeksiyonudur. Gerek soğuk algınlığı, gerekse grip istirahatle kendiliğinden iyileşen hastalıklardır, antibiyotiklerin bu hastalıklarda yararı yoktur.

Devamını oku: Kış Enfeksiyonlarından Korunma